29 Aralık 2011 Perşembe

Veee Ilgaz'ın Diş Bugdayı Partisi

Tasarımı Bana Ait Olan Afişimiz.



Bebek şekerlerimizi oğlumun kuklası şeklinde hazırlattım, Melek Hanımın Ellerine sağlık detay için tık tık



Parti süslerimiz afişimiz vs. için Özge Hanımla çalıştım, memnun kaldım, detaylar tık tık
Bebek partisi olduğu belli olsun diye de yaklaşık 100 tane balon itinayla şişirildi, etrafa dağıtıldı...



Parti konseptimiz "Minik Fenerli Ilgaz" olunca pastamızdaki temsili Ilgaz da FB'nin 12. adamı oldu ;) çok da şirin oldu, babası bayıldı, pastanın etrafı yemyeşil ve çam ağaçlarıyla doluydu ismimiz gibi Ilgaz Dağı'ndan kopup gelmiş gibi...
Pileki Pastanesi'ne özenleri için teşekkürler, çok taze ve lezizdi, fiyatları da piyasaya göre uygun, kalite yüksek aklınızda olsun...

Kostümümüz için bebek&bebek mağazısına gittik, malum bizimki biraz tombul, deneyerek alalım vakit kaybetmeyelim diye...İyi ki de öyle yapmışız...


Yemeklerde ve hazırlıklarda emeği geçen Serpil teyzesi, Emine teyzesi, Sevilay yengesine teşekkürler, yoruldular bizim kadar...

Serpil teyzesi geceden ve Sevilay yengesi sabah erkenden bizdeydi.Ben kuaför hazırlıklarımı tamamlayana kadar ikramlıkların çoğunu hazır etmişlerdi.
Emine teyzesi benimle kuaföre geldi eve geldiğimizde eksikleri ve son rötuşları onunla tamam ettik, giyindik süslendik, misafirlerimizi bekledik.
Çok eğlendik iyiki düzenlemişiz diyebilirim, yemekler yendi pastamız kesildi, hediyeler verildi küçük beye...
Arkadaşlar giderken amcası ve babası geldi miniğin.
İkramlardan sonra bol fotoğraf çekildi.
Akşamda dedeleri bizimle olacaktı, hazırlandık tekrar.
Akşam bir kutlama daha yapıldı, miniğimde çok yoruldu uyuyamadı düzgün, bitik düştü.

Meslek seçim seramonisinde önce makarayı sonra hesap makinasını aldı bizimki, ünlü bir tekstilci mi olur ekonomist mi olur yoksa son günlerde yapılan meslek fallarında olduğu gibi reklamcı mı olur bilinmez :)


Davetimizde bizi yalnız bırakmayan arkadaşlara dostlara da ayrı ayrı teşekkürler...

26 Aralık 2011 Pazartesi

10 Ay Önce Bugün

Şubat 26 :)
Gece ara ara sancılanıyor parça parça uyuyor, hava aydınlansın diye bekliyorum.
Sabah oluyor, herkes uykuda ben dolanıyorum ortalıkta.
Eşimi uyandırıyorum, Kalk! Beklenen gün geldi" :) İnanamıyor, uyku sersemi bir yandan da "işe gideyim erken çıkar gelirim" diyor, gözlerim büyüyor, durumun ciddiyetini kavraması sancı başlangıcıyla oluyor.

Zaten tahmini doğum vakti yaklaşana kadar kendimi telkin eden ben o sabahta soğuk kanlı davranıyorum, telaşa kapılıp bişeylerin ters gitmesini yada bazı şeyleri unutmak istemiyorum.

Sabah 08:30 gibi evden çıkıyoruz, 10 dakika sonra hastanedeyiz, Cumartesi olduğundan doktorum hastanede yok, ilk kontrolleri Zehra Hanım yapıyor. Zehra hanım Sibel hanıma göre daha duygusal bir doktor. Sibel hanım sonuç odaklı seri hareket eden bir doktor.

Doğum hanede NTS'ye alıyorlar beni, bebeğe daha çok oksijen gitmesini sağlamak için nefes egzersizleri yapıyoruz.
Sonra sancılarım sıklaşıyor, ayrı bir odaya geçip doğum için hazırlanıyorum.
Eşim geliyor, odamızı ayarlamış, giriş işlemlerini yapmış o da, sancı sıklığıma dayanamıyor tabi, doktorların teşviği ve ısrarıyla sezaryene ikna oluyoruz. Zira bişeylerin ters gittiği empoze ediliyor sürekli...
Son ana kadar normal doğum diyip bin bahaneyle sezaryene almalarını saymazsak (!) doğum maceramız güzeldi.
Sedyeyle asansöre götürülüyorum ameliyathaneye doğru yolculuğumuz başlıyor.
Kapıda endişeli gözler beni bekliyor, Annem Babam, Kardeşim, Kayın validem, Eşimin Kardeşi, Onun Eşi... uğurluyorlar beni, annem babam ve eşim benimle asansörde tabi öpüp uğurluyorlar beni ameliyathane kapısından...
İçeri girdiğimde arı kovanı gibi sistematik bir işleyişin içinde buluyorum kendimi.
Herkes sırayla görevini yapıyor, kollarım ayaklarım yanlara bağlanıyor, kesi yapılacak yere soğuk bir jel sürüleceği ve üşüyeceğim söyleniyor ki öyle de oluyor.Titreme krizleri içinde doktorum sesleniyor.
-Şevvalciğim Nasılsın?
-İyiyim...
-Birazdan uykuya dalacak güzel rüyalar göreceksin..
Sol elimin üzerinden açılan damar yolundan narkozu veriyorlar burnumda freş bir koku hissediyorum gerisi yok :)

Ayıldığımda Eşim, Annem, Babam kapıdalarmış.
Gözlerimi uzun süre açık tutamıyorum başta, narkozun etkisiyle kısılan sesimle hayal meyal gördüğüm eşime bişeyler mırıldanıyorum, ne olduğunu hala bilmiyorum...
Eşim anlamayıp kulağını yaklaştırdığında nerde olduğumun farkına varıp," Bebek Nasıl" diyorum ilk...
Eşim telkin ediyor beni "Çok iyi merak etme, çok tatlı oğlumuz" sonra gözlerimi kapatıyorum mutlulukla..
Odama çıkarıyorlar, 10-15 dk sonra oğlumu getiriyorlar inanamıyorum bu mucizeye..
Sağ tarafımdaki camdan bir bakıyorum, çatılar karla dolmuş, doğuma girdiğimde hiçbirşey yoktu halbuki..
Bir sol tarafımdaki oğluma bir pencereye dalıyorum, bu anın keyfini çıkarıyorum...
Bebek hemşiresi bebeği emzirmeme yardım ediyor, kollarımda herşeyden bihaber görünen oğlum, ilahi bir yönlendirme ile olsa gerek annesinin göğsüne yaklaştığını anlayıp ağzını açıyor, göğsümü arıyor.
Doğumla ilgili en duygulandığım  andır bu, beyaz bir İstanbul sabahında oğlum kollarımdaydı işte, benden mutlusu olamazdı...

Canım oğlum, aramızdaki bağın gün geçtikçe artmasını diliyorum, seni seviyorum...


(Hep yapmak istediğim şeydi senin için blog yazmak, işte fırsat buldum)